• Fikri ve Sınai Mülkiyet Haklarının Tescili ve Korunması

    Fikri ve Sınai Mülkiyet Haklarının Tescili ve Korunması

    Günümüzde daha fazla bilgi-temelli nitelik kazanan ekonomide, Fikri Mülkiyet hakları günlük iş yönetimi kararlarında başlıca değerlendirme öğelerinden birisidir. Zira, kalıcılığı hedefleyen girişimci kişi ve kuruluşlar için başarının en büyük anahtarı hedef tüketicilere özgün, yeni, yaratıcı ve ayırt edici ürün ve hizmetlerin sunulması ve bunların mutlaka fikri ve sınai mülkiyet haklarının tescili ile koruma altına alınmasıdır.

                Ülkemizde fikri ve sınai mülkiyet haklarının gelişimi 19.yüzyılda başlamış ve 1995 yılında yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararnameler ile uluslararası standart ve gereksinimlere uygun olarak çağdaş bir fikri ve sınai mülkiyet hakları korunması altyapısı oluşturulmuştur.

                Fikri ve sınai haklar temel olarak marka, patent, endüstriyel tasarım, coğrafi işaretler, copyright ve entegre devre topografyaları başlığı altında düzenlenmiştir.

                Yeni ürünler, markalar ve yenilikçi tasarımlar, hemen her gün pazara sunulmaktadır. İyi bir buluş veya tasarımın korunmasız kalması, söz konusu ürün veya hizmetin bunları daha uygun bir fiyatla ticarileştirme bakımından daha avantajlı konumda olan, daha büyük kapasiteli rakiplere kaptırılması ile sonuçlanmakta, bu durumda ise buluşu veya tasarımı ilk kez yapan taraf, herhangi bir mali yarar veya ödülden yoksun kalmaktadır. Bir işletmenin fikri mülkiyetinin yeterli şekilde korunması, bu tür potansiyel hak ihlalini caydırmak ve fikirleri gerçek pazar değeri olan işletme varlıklarına dönüştürmek bakımından oldukça önemlidir. Fikri Mülkiyet haklarının korunması işletmelere kendi yenilikçi ve yaratıcı kapasitelerinden yararlanma imkanı sağlar, bu ise daha fazla yenilikçi gayreti cesaretlendirir, gelişimine yardımcı olur.

                Etkin koruma için tescilin yanı sıra;

    • Tescilli fikri ve sınai mülkiyet haklarının etkin şekilde kullanılarak haksız rekabet ve taklitlerin engellenmesi,
    • Fikri ve sınai mülkiyet haklarının sürekliliğinin sağlanması,
    • Lisans ve imtiyaz gibi sözleşmelerin hazırlanarak finansal değere dönüştürülmesi,
    • Ülke sınırları dışında faaliyet gösterilen yabancı ülkelerde de fikri ve sınai mülkiyet haklarının tescille korunmasının sağlanması,
    • Rakip firmaların haklarının da takip edilerek Pazar bilincinin oluşturulması fevkalade önemlidir.

    Başalan Patent ve Trade Mark Limited Şirketi olarak 25 yılı aşkın süredir her türlü fikri ve sınai mülkiyet haklarının tescili ve korunması alanında çözüm ortağı olmaktan memnuniyet duymaktayız.

                                                                                                                                                       

    Saygılarımla


    Ahmet Başalan

  • Ticaret Ünvanının Markasal Olarak Kullanılması

    Ticaret Ünvanının Markasal Olarak Kullanılması

     

    Ticaret hayatında ayırt ediciliği sağlamak adına çeşitli işaretler kullanılmaktadır. Söz konusu işaretlerin en önemlileri ticaret unvanları, işletme adları ve markalardır.

               Ticaret unvanı, ticari işletme sahibini diğer işletme sahiplerinden ayırmaya yarayan ad olarak ifade edilmektedir. Tacir, ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken ve bu işlemlerle ilgili senet ve diğer evrakı imzalarken ticaret unvanını kullanmaya mecburdur. Bu itibarla, ticaret unvanının fonksiyonu tümüyle ticari işletmenin sahibi olan tacirin diğer tacirlerden ayırt edilmesini sağlamak ve işletmeyi şahsileştirmektedir.

                İşletme adı ise ticaret unvanın aksine, TTK md.55 hükmünde verilen tanımı ile, işletme sahibini hedef tutmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılmaktadır. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekir ise, işletme adının fonksiyonu, ticari işletmeyi işleten tacirin değil, bizatihi ticari işletmenin benzer işletmelerden ayırt edilmesine yöneliktir. Ticaret unvanı yalnızca tacirler tarafından kullanılabilen bir işaret iken işletme adı esnaflarca da kullanılabilmektedir.

               Marka ise ticaret unvanı ve işletme adından farklı bir amaca hizmet eden tanıtıcı bir işarettir. Marka 556 sayılı KHK’nın 5. maddesinde verilen tanımı ile, bir işletmenin mal ve/veya hizmetlerini bir başka işletmenin mal ve/veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması şartıyla kişi adları da dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretlerdir. Yani, marka taciri ya da ticari işletmeyi değil, bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini, diğer teşebbüslerin benzer mal veya hizmetlerinden ayırt etmek amacıyla kullanılmaktadır.  Bu nedenle markanın fonksiyonu bütünüyle ticari işletmenin ürettiği, pazarladığı ya da sağladığı mal veya hizmetlerin ayırt edilmesini sağlamak amacını gütmektedir.

               Bu üç ayırt edici işaret fonksiyonlarına uygun olarak kullanıldığı takdirde işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin doğması ihtimali zayıftır. Zira ticaret unvanın, işletme adının ve markanın işlevleri birbirinden bütünüyle farklıdır. Ticaret unvanın kullanım amacı, ticari işletmenin diğer ticari işletmelerden ayırt edilmesidir. Ancak bir ticaret unvanı, bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinde ayırt edilmesini sağlamak amacıyla kullanıldığı takdirde artık ticaret unvanın “markasal kullanımından”bahsedilebilmektedir. Bu gibi durumlarda ticaret unvanına, görmesi gereken işlev dışında bir işlev yüklenmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda markasal olarak kullanımın tescilli marka hakkı sahibinin markası ile benzer olması halinde Markaların Korunması Hakkında 556 sayılı KHK kapsamında açıkça tescilli markaya tecavüz teşkil ettiği kabul edilmiştir.

               Fakat bir işaretin markasal olarak kullanıldığının kabulü için, mal veya hizmetle doğrudan bağlantılı olarak; ilgili çevrenin ürün ile markayı ilişkilendirilmesini sağlayacak şekilde kullanılması gerekmektedir. Yani markasal kullanımın ispatı için hizmet ile marka arasında sıkı bağlılığın bulunduğu tespit edilmelidir. Aksi takdirde ticaret unvanı kendi işlevine uygun olarak kullanıldığından marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinden bahsedilmez. Nitekim Yargıtay görüşü de bu yöndedir.

               Bilindiği gibi marka belirli bir müşteri çevresi yaratmak amacı güdülerek kullanılmaktadır. ATAD 11 Mart 2003 tarih ve C-40101 sayılı AJAX kararında da belirtildiği gibi müşteri çevresi yaratmak amacı gütmeyen kullanımların markanın işlevine uygun olarak kullanıldığından bahsedilmesi mümkün görülmemiştir. Dolayısıyla işbu karara istinaden ticaret unvanı kendi işlevine uygun olarak kullanıldığı takdirde, Yargıtay 11. HD 24.12.2000 620 E. 1483 K. sayılı kararında belirtildiği üzere marka hakkına tecavüz teşkil etmeyecektir. Ticaret unvanı markasal olarak kullanıldığında ise, marka sahibinin ticaret unvanının terkinini ya da unvanın markasal kullanımının engellenmesini talep hakları vardır. Bu haklar KHK’nın 62.maddesinin (a) ve (b) bentlerden kaynaklanır. Şayet terkin ağır bir yaptırım olarak kabul edilirse bunun yerine KHK’nın 62/a hükmü uyarınca unvanın markasal kullanımının durdurulmasına karar verilebilmektedir

               Bunun dışında 556 sayılı KHK’nın 8/3 bendinde, tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibinin itirazı üzerine tescili istenen markanın bazı hallerde tescil edilemeyeceğine hükmedilmiştir.

    ·         Markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuru belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmişse,

    ·         Belirtilen işaret, sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkı veriyorsa,

               Kanun metni incelendiği takdirde, ticaret sırasında kullanılan işaretlerin sahiplerine, başkasının bu marka veya işaretlerin aynı veya işaretlerin benzeri olan işaretleri tescil ettirmek istemeleri halinde itiraz hakkı tanındığı açıkça anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere, itiraz hakkının kullanılması için, bir markanın tescilli olması gerekmediği gibi itiraz edenin mutlaka marka hakkına dayanması da gerekmemektedir. Madde metninde, itiraz hakkının ticaret sırasında kullanılan işaretlerin sahiplerine tanındığı anlaşılmaktadır. Nitekim Yargıtay 11 HD 1999’da verdiği bir kararda, tescilsiz marka sahibinin Türkiye’de tescilli bir markanın hükümsüzlüğünü KHK’nın 8/3 ve 42. maddeye dayanarak isteyebileceğine kabul etmiştir. (Poroy/Yasaman s. 362; Batider, C. XX, S. 1999, s 87-88) Ancak bu hükümden yararlanabilmek için tescilsiz bir işaretin markasal olarak kullanılması gerekmektedir. Bu hükümdeki ticaret sırasında kullanılmadan kasıt markasal olarak kullanımdır. Ayrıca markasal kullanımın, sonraki işaretin hükümsüzlüğüne yol açabilmesi için işaretin ayırt edicilik kazanmış olması gerekmektedir. KHK’nın ilgili maddesinin bu duruma uygulanabilmesi için markada ayırt edicilik, bir anlamda bilinirlik olması gereklidir. Yani bu işaret üzerinde hak iddia edilebilmesi için üçüncü kişinin tescil başvurusundan veya rüçhan hakkının doğumundan önce bu işareti kullanıp tanınmış hale getirmesi gerekmektedir.

                Ayrıca KHK md. 61/1-a maddesine göre 9. maddenin ihlal edilmesi marka hakkına tecavüz sayılmaktadır. KHK md. 9/1-b’ye göre tescilli bir marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal ve hizmetlerin aynı veya benzeri mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk üzerinde, işaret ile tescilli marka arasında bağlantı olduğu ihtimali de dahil, karıştırılma ihtimali olan herhangi bir işaretin kullanılması marka sahibi tarafından önlenebilmektedir. 9.maddenin ihlalini oluşturan işbu eylemler temel marka hakkına tecavüz tipini oluşturmaktadır. 9.maddenin ihlalini teşkil eden eylemlerin oluşumu için, anılan hükümde yer verilen “ haksız kullanım modelleri”nden birinin “haksız kullanım şekilleri”nden biri vasıtasıyla gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir.

               Buna göre, hükümde yer verilen “haksız kullanım modelleri” şunlardır:

    • Markanın tescil kapsamına göre mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescilli markanın aynısının kullanılması,
    • Markanın tescil kapsamına giren mal veya hizmetler ya da bunların benzeri olan mal ve hizmetler ile ilgili olarak, halk nezdinde karıştırılma ihtimali doğurabilecek nitelikte tescilli marka ile aynı ya da benzer bir işaretin kullanılması,
    • Tescilli markanın kapsamında bulunmayan mal veya hizmetler ile ilgili olarak kullanılmasına karşın, tescilli markanın itibarından haksız yarar sağlayacak ve bu markanın ayırt edici karakterine zarar verecek nitelikte tescilli marka ile aynı ya da benzer bir işaretin kullanılması

    “Haksız kullanım biçimleri”  ise şu şekilde belirtilmiştir:

    • İşaretin mal veya ambalaj üzerine konulması ( m.9/II a)
    • İşaretin taşıyan malın piyasaya sürülmesi ( m.9/II b )
    • Piyasaya sürme amacıyla işareti taşıyan malın depolanması ( m.9/ II b)
    • İşareti taşıyan malın teslim edilebileceğinin teklif edilmesi (m.9/II b)
    • İşaret altında hizmet sunulması ve sağlanması (m.9/II b)
    • İşareti taşıyan malların ithali veya ihracı (m.9/II c)
    • İşaretin teşebbüsün iş belgelerinde ve reklâmlarında kullanılması (m.9/ II d)

    Dolayısıyla, 61. maddenin 9. maddeye yaptığı gönderme çerçevesinde yukarıda belirtilen “haksız kullanım modelleri“nden herhangi birinin “haksız kullanım şekilleri”nden herhangi birinin vasıtasıyla gerçekleştirilmesi, marka sahibinin bu kullanıma izni olmadığı sürece, marka hakkına tecavüz oluşturmaktadır.

     

    Son olarak, mezkur işaretin kullanma sonucu ayırt edicilik kazanmadığını varsaysak dahi işaretin sahibinin benzer işaretin kullanılmasına itiraz hakkının bulunduğu hukukumuzda TK m.57/1b.5 maddesinde düzenlenmiştir. İşbu maddede belirtilen başkasının haklı olarak kullandığı işaret ibaresi bu hakkın hukuki dayanağını oluşturmaktadır.

     

    Tüm bu açıklamalar doğrultusunda ayırt edicilik kazanarak tanınmış hale gelen tescilsiz bir işaret markasal olarak kullanıldığı takdirde mezkur işarete yönelik haksız ve hukuka aykırı eylemlerin engellenmesi ve durdurulması gerek 556 sayılı KHK gerekse TTK kapsamında kabul edilmiş bulunmaktadır.

     

    Kaynakça

    1-  Prof. Dr. Hamdi Yasaman, Marka Hukuku 556 sayılı KHK şerhi, Cilt II 1121-1122

    2-  Prof. Dr. Hamdi Yasaman, Marka Hukuku ile ilgili makaleler, hukuki mütalâalar, bilirkişi  

         raporları s. 184 -185, 303-305, 600-601

    3-  Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, Dördüncü Baskı s.396-398

    4-  Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku s.133, 153-154,157

  • İncelemesiz Patent ve İncelemesiz Patent İlişkin Haklar

    İncelemesiz Patent ve İncelemesiz Patent İlişkin Haklar

    Başvuru sahibinin tercihine göre incelemesiz Patent, İncelemeli Patent ve Faydalı Model koruması olarak üç çeşit patent koruması getiren 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, patent verilme sistemi olarak iki usul düzenlemiştir. Bunlar; a) İncelemesiz Patent verilmesi b) İncelenerek Patent verilmesi’dir. Dolayısıyla, 551 sayılı KHK, başvuru sahibine iki sistemden birini seçmek olanağını vermektedir. Bu iki sistemde de başvuru ve başvurunun araştırılması aşamaları aynı olmakla beraber farklılık, tekniğin bilinen durumun aşılması ile ilgili rapora karşı üçüncü kişilerin görüşlerinin alınması ve bu görüşlerin başvuru sahibinin cevaplamasından sonra başlamasıdır. Nitekim, bu iki sistem sonucunda verilen patentlere farklı bir koruma sağlanması amaçlanmamaktadır.

    551 sayılı KHK’da yer alan bu sistemlerden İncelemesiz Patent sistemi ile, KHK’nın 60. maddesine göre tekniğin bilinen durumu ile ilgili düzenlenen araştırma raporunu ve varsa üçüncü kişilerin araştırma raporuna ilişkin görüşlerini dikkate almaksızın, başvuru sahibinin raporla ilgili karşı görüşlerini bildirmesi için belirlenen süre dolduktan sonra, başvuru tarihinden itibaren yedi yıl süre ile geçerli olmak üzere, patent verilmesi öngörülmektedir.

    551 sayılı KHK’nın 60. maddesine göre, Türk Patent Enstitüsü, incelemesiz patenti başvuru sahibinin talebi üzerine yedi yıl süreli olarak vermekte ve patentin verildiğini ilgili bültende ilan etmektedir. Verilen belge ile, patent sahibi 73. maddede bahsedilen patentten doğan hakları kullanabilmektedir. Nitekim, sözkonusu patent, buluşun tekniğin bilinen durumunun aşılıp aşılmadığı ve sanayide uygulanabilirlik özelliğinin olup olmadığı incelenmeden verildiğinden, verilen bir patentin patent niteliklerini haiz olup olmadığı bilinmemektedir.

    Ancak, bu hükme göre, inceleme işlemi patent başvurusu sahibi veya üçüncü kişilerin talebi üzerine, yedi yıl bekletilmeden de yapılabilir. Yedi yıllık süre içinde inceleme talebinin yapılması halinde incelemesiz verilen patent, KHK 62. madde hükmüne tabi olarak incelenerek verilen patente dönüşmektedir. Bu halde koruma süresi de yirmi yıl olmaktadır. Elbette ki bu halde patent şartlarının varlığı mutlak surette bulunmalıdır.

    Önemle belirtilecek bir husus şudur ki, İncelemesiz Patent Sistemi’nin getirilme amacı süresi daha kısa olan, daha hızlı, daha ucuz ve daha az külfetli bir işlem gerektiren bir korumayı getirmek, bu şekilde, özellikle mali kaynakları kısıtlı buluş sahiplerinin ve küçük işletmelerin buluşlarının koruma altına alınmasını teşvik etmektedir. Ancak, incelemesiz patent verilmesi işleminden, patent başvuruları hakkında herhangi bir inceleme olmaksızın, hiçbir inceleme yapılmadığının anlaşılmaması gerekir. Patent verilebilirlik şartları ile ilgili inceleme yapılmadan verilen patent için, patent verilmeden önce mutlaka bir araştırılma yapılmakta, bu araştırma sonucunda bir araştırma raporu düzenlenmekte, sözkonusu araştırma raporu yayımlanmakta, üçüncü kişilerin başvuru ve rapor hakkındaki görüşleri alınmakta, rapor içeriği ve üçüncü kişilerin görüşlerine göre başvuru sahibinin buluş konusunu değerlendirmesine ve gerektiğinde değişiklik yapmasına imkan tanınmaktadır. Bu halde, başvuru sahibine, kendi haklarının, patentin güvenirliğinin tespit edilmesi, araştırma raporu ve üçüncü kişiler tarafından ileri sürülen görüşler karşısında buluş konusunun mevcut buluşlarla kıyaslanması ve buna göre karar verilmesi imkanı tanımaktadır.

    551 sayılı KHK’ya göre incelemesiz patent bir tescille sonuçlanmaktadır. KHK’nın 60. maddesi uyarınca verilen patente ilişkin belgeler, tekniğin bilinen durumu ile ilgili araştırma raporu ve bu rapora üçüncü kişiler tarafından verilen bütün görüşler veya patent isteminde yapılan değişiklikler, değişiklik tarihleri ile beraber, toplumun incelemesine açılır.

    Yukarıda da değindiğimiz gibi, sözkonusu talepler patent sahibi veya üçüncü kişiler tarafından incelemesiz patent başvuru tarihinden itibaren en geç yedi yıl içinde yapılır. İnceleme için yapılan ücret veya masraflar, talebi yapan tarafından ödenir. Başvuru tarihinden itibaren en geç yedi yıl içinde inceleme yapılmasının talep edilmesi halinde 62. maddede düzenlenen incelenerek patent verilmesi hükümleri uygulanır. Bu bağlamda üçüncü kişilerin itiraz edebilmelerini sağlamak amacıyla incelemesiz patent için inceleme talebinin yapıldığına ilişkin bilgi ilgili bültende ilan edilir.

    Ayrıca belirtilmelidir ki, patentlerin incelenmesi görevi, Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin 12. maddesi uyarınca Türk Patent Enstitüsü’nün Patent Dairesi Başkanlığı’na verilmiştir.

    Sonuç olarak, 551 sayılı KHK ile düzenlenen incelemesiz patent sistemi işleyiş açısından çeşitli kolaylıklar sunmakta ve yedi yıllık koruma sağlamaktadır. Ancak inceleme talep edilip, olumlu sonuç alınması halinde yirmi yıllık bir koruma sağlamaktadır. Bu halde, incelemesiz verilen patentte, başvuru sahibi kendisinin veya zarar gören üçüncü kişilerin talebi üzerine yapılan patent incelemesi sonucunda alınan inceleme raporuna göre patent şartlarını içeren “yeni, tekniğin bilinen durumu aşılmış ve sanayiye uygulanabilen buluş”un var olduğu anlaşılırsa, 551 sayılı KHK’nın 73. maddesinde bahsedilen haklardan yararlanabilir. Fakat, inceleme talebi yapılmamış, inceleme sonucu inceleme raporu olumsuz gelmiş veya incelenmemiş bir incelemesiz patent sahibinin, 73. maddede bahsedilen patentten doğan haklardan yararlanması mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla, inceleme raporunun olumsuz olması halinde incelemesiz patent sahibinin bu haklardan yararlanması mümkün değildir. Bu bağlamda, zarar gören üçüncü kişilerin de incelemesiz patentin hükümsüzlüğünü mahkemeden talep etmeden önce, incelemesiz patentin incelenmesini talep ederek, buluşun patentle korunup korunmayacağını tespit ettirmeleri gerekmektedir.

     

    KAYNAKÇA

    NOYAN, Patent Hukuku, Adalet Yayınevi, 2009, İstanbul

    SEVGİ Levent, Türkiyede Patent Alımı Üzerine, 2004 CBT 893-makale

    YASAMAN, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku, Vedat Kitapçılık, 2006, İstanbul

    551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname

  • Kötü Niyetle Yapılan Tescilin Hükümsüzlüğü

    Kötü Niyetle Yapılan Tescilin Hükümsüzlüğü

     

      Kötü niyetle yapılan tescilin hükümsüz sayılması hali,  556 Sayılı KHK’de öngörülen “Hükümsüzlük halleri” arasında, sadece tanınmış markalar için söz edilmektedir.

                556 Sayılı KHK’nin 42/I-a maddesinde; “tanınmış markalarla ilgili davanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Markanın tescilinde kötüniyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir” denilmektedir. Bu durumda, tanınmış marka sayılmayan diğer markaların tescilinde kötü niyet varsa, bu markaların hükümsüzlük davasına konu olup olmayacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Zira, 556 Sayılı KHK m.35/I “Tescil başvurusu yapılmış markanın 7’nci ve 8’inci madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gereğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itirazlar ilgili kişiler tarafından marka başvurusunun yayınından itibaren üç ay içerisinde yapılabilir” şeklindeki maddesine istinaden kötü niyetli tescil sadece bir itiraz nedenidir. Hal böyleyken; kötüniyetle yapılan tescile yasal süresi içerisinde itiraz edilemediği takdirde, işbu tescilin hükümsüzlüğü talep edilemeyecek midir? Diğer bir deyişle, kötü niyetli olarak markanın tescil ettirilmesi durumunda, marka sahibinin hakkını kötüye kullanması durumu hukuk düzeni tarafından korunmaya devam edecek midir?

                Doktrinde hakim olan görüşe göre; kötü niyetle yapılmış tescile karşı hükümsüzlük davasının açılabilmesi olanaklı kılınmalıdır.

                Nitekim; Yasaman; “KHK m. 35, tescil talebinin kötü niyetli yapılmasını itiraz nedeni olarak saymıştır. Tescil sırasında kötü niyet nedeniyle itiraz edilmemesi durumunda, sonradan hükümsüzlük davasının açılması mümkün olmalıdır. Bu sonuç, KHK’nin ruhuna da uygundur. Türk Hukuk sisteminde “iyi niyet” esastır. Amaç her zaman için hakkaniyetin ve adaletin sağlanması olduğu için, kötü niyetin korunmaması gerekir” şeklindeki ifadeleriyle, Türk Marka Hukukunda 556 Sayılı KHK m. 35’te sadece bir itiraz nedeni olarak düzenlenen kötü niyetli tescilin hükümsüzlük davasına da konu olabileceğini belirtmektedir. Yasaman’a göre bir itiraz sebebi olarak kabul edilen kötü niyetli tescilinin aynı zamanda bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmesi, KHK’nin sistematiği, ruhu ve kötü niyetin korunmaması bakımından gereklidir. 

                Tekinalp’e göre de, kötü niyetle yapılmış tescile karşı hükümsüzlük davası açılabilmelidir. Tekinalp “MarkKHK m. 35(I) uyarınca, tescil başvurusu yapılmış bir markaya karşı “7 nci ve 8 nci madde hükümlerine göre tescil edilmemesi gerektiğine ilişkin itirazlar ile başvurunun kötü niyetle yapıldığına ilişkin itiraz” yöneltilebilir. MarkKHK m. 42; 7. ve/veya 8. maddelere aykırılık hallerini aynı zamanda hükümsüzlük sebepleri olarak kabul ederken, kötü niyetle yaptırılan tescile karşı hükümsüzlük davasından sadece tanınmış markalar dolayısıyla sözetmiştir. Şöyle ki; tanınmış markanın tescilinde kötü niyet varsa iptal davası süreye bağlı olmadan açılır. Bunun dışında kötü niyetle yapılmış tescile karşı iptal davası açılabilir mi ? Yönergenin 3 (2) d maddesinde açıkça öngörülen ve oradan Alm. MarkK 50 (1)’e de aktarılan bu imkanı Türkiye’de de tanımak doğru olur. MarkKHK m.35(I) görüşün kanuni dayanağını oluşturur” şeklinde ifadelere yer vermiştir. 

                Görüldüğü üzere, Türk Marka Hukukuna önemli ölçüde katkıları bulunan  Hamdi Yasaman ve Ünal Tekinalp’e göre; 556 Sayılı KHK m 42’de hükümsüzlük nedeni olarak düzenlenmeyen kötüniyetli tescil, bir süreye tabi olmadan her zaman  hükümsüzlük davasına konu olabilecektir.

    Kanımca, tescil sırasında kötüniyet nedeniyle itiraz edilmemesi durumunda, sonradan hükümsüzlük davasının açılması mümkün olmalıdır. Nitekim, Türk hukuk sisteminde “iyi niyet” esastır. Amaç her zaman için hakkaniyetin ve adaletin sağlanması olduğu için, kötü niyetin korunmaması gerekir.

    Kötüniyetle yapılan tescilin hükümsüzlük davasına konu olması gerektiği uygulamada da kabul görmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.07.2008 tarih, 2008/11-501 Esas ve 2008/507 Karar Sayılı “Özel Dairenin yukarda açıklanan bozma kararı 556 s. KHK'nin 42. maddesi ile getirilen ve markanın hükümsüzlük sebeplerini sınırlayan düzenlemeye uygun görülmekte ise de, somut uyuşmazlıkta kötü niyetin varlığı sabit olduğundan MK.nun 2. maddesi uyarınca hukuk düzeninin kötü niyeti koruması mümkün olmayıp, bu durumun KHK'nin 42. maddesinde sayılmamış olması halinde dahi göz önüne alınması zorunludur. Nitekim, bu benimseme aynı zamanda 556 s. KHK'nın marka hakkının korunmasına ait genel sistematiğine de aykırı düşmemektedir. Zira, aynı KHK'nin 42/1-(a) bendinde yer alan "Tanınmış markalarla ilgili hükümsüzlük davalarının tescil gününden itibaren 5 yıl içinde açılması gerekir. Markanın tescilinde kötü niyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir." hükmünden de anlaşılacağı üzere 556 s. KHK'nin amacı her halükarda kötü niyetli tescillerin önlenmesidir. Öte yandan, 556 s. KHK'nin 1, 6 ve 9. maddeleri ile kabul edilen "marka korumasının ülkeselliği ve başvuru ve tescilde öncelik ilkeleri" gereğince, başvurunun yapıldığı tarihe kadar Türkiye'de faaliyeti bulunmayıp, marka tesciline karşı KHK'nin 7 nci ve 8 nci maddelerinde sayılan mutlak ve nispi ret sebeplerine dayanması da mümkün olmayan, aynı zamanda tescil başvurusu sırasında KHK'nin 35/1. maddesine göre kötü niyet iddiasıyla itiraz da etmeyen kişilerin, marka tescili gerçekleştikten sonra, yalnızca tescilin kötü niyetli olduğu iddiasıyla, hükümsüzlük davası açmalarının marka korumasında ülkesellik ve tescilde öncelik ilkelerine aykırı olacağı ve tescil kesinleştikten sonra artık markanın hükümsüz kılınamayacağı düşünülebilirse de, bu düşüncenin kabulü de mümkün değildir.

    Şöyle ki;

    Tescil başvurusunun kötü niyetle yapılmış olması halinin 556 s. KHK'nin 42. maddesinde düzenlenmemiş olmasına karşın başlı başına bir hükümsüzlük sebebi sayılması hususunda öğretide görüş birliği mevcuttur. (Bkz. Sabih Arkan, Marka Hukuku, Cilt II, s.158, Ankara 1998, Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s.452, Dördüncü Bası, İstanbul 2005, Hamdi Yasaman ve ark. Marka Hukuku, Cilt II. s.878-879, İstanbul 2004). Sair taraftan, Yerel Mahkemenin direnme kararında da belirtildiği üzere İspanyol, Alman ve İngiliz Markalar Yasası'nda da kötü niyetle marka tescili bir hükümsüzlük nedenidir. Yine, 1/95 s. Ortaklık Konseyi kararları gereğince AB ile Türkiye arasındaki fikri ve sınai mülkiyet haklarına ait mevzuatın uyumlu hale getirilmesi kapsamında 27.06.1995 gününde yürürlüğe giren 556 s. Markaların Korunması Hakkındaki Yasa Hükmünde Kararname'nin mehazını oluşturan 89/104 s. Avrupa Birliği Marka Yönergesi'nin 3/2. ve 40/94 s. Topluluk Marka Tüzüğü'nün 51/1-b maddelerinde de kötü niyetli marka tescil başvurusu mutlak ret ve hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu durumda, gerek öğretide ileri sürülen görüşler, gerekse mukayeseli hukuk ve mehaz Avrupa Birliği mevzuatında yer alan hükümler itibariyle; markalar hukukundaki ülkesellik ve başvuru ve tescilde öncelik ilkelerinin yanında başvuru ve tescilde kötü niyetin himaye edilmemesine ait temel ilkenin de aynen korunduğu anlaşılmaktadır.

    Gerçekten de, 556 s. KHK'nin 35/1. maddesi uyarınca tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz nedeni olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı sebeple hükümsüzlük davasının açılabilmesi de KHK'nin amacına uygundur. Çünkü, KHK'nin 35/1. ve 42/1-(a) maddelerindeki düzenlemeler de, esasen, MK.nun 2. maddesinin özel bir uygulamasından ibarettir. Bu bakımdan her somut olayın özellikleri gözönüne alınarak açıkça kötü niyetle gerçekleştirildiği belirlenen marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilebilmelidir. Bu husus 556 s. KHK'nin 42. maddesinde başlı başına bir hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmemiş olsa dahi, genel hüküm ve temel prensip niteliğindeki MK.nun 2. maddesi uyarınca kötü niyetin korunması söz konusu olamayacağından dolayı aynı sonuca ulaşılması KHK'nin ruhuna da uygundur.”  kararı da kötü niyetli tescilin hukuk düzeni tarafından korunamayacağı yönündedir. 

     
                                                                                                                                                                                     

     

     



    KAYNAKÇA


    Hamdi Yasaman, Marka Hukuku, Vedat Kitapçılık 2004, C II

    Ünal Tekinap, Fikri Mülkiyet Hukuku, Arıkan 2005

  • İlaç Patenti ve İlaç Markası

    İlaç Patenti ve İlaç Markası

     

    Diğer sektörlerde de olduğu gibi ilaç sektöründe de ilaç şirketleri ürünlerini rakip ürünlerden ayırt etmek için marka kullanmaktadır. Ancak, markanın kullanıldığı ürünün ilaç olması sebebiyle, bir fikri mülkiyet hakkı olan ilaç markası sağlık hukuku bakımından da etkiler yaratmaktadır.

     1- Sağlık Hukuku Bakımından İlaç Markası

    556 Sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesi  uyarınca kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, malların biçimi, ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen her türlü işaret marka olarak kullanılabilir. 556 Sayılı KHK’nın 5. maddesinde belirtilen işaretler sınırlı sayıda olmayıp; grafik, tasarım, logo, sayı, mal ve ambalajların biçimi, slogan, sözcük-şekil bileşimi, üç boyutlu biçim, ses, renkler de işaret kavramına girmektedir.

    İlaç markaları bakımından da 556 Sayılı KHK’nın 5. maddesinde tanımlanan “işaret” kavramı ve 556 Sayılı KHK’nın 7 ve 8. maddelerinde belirtilen mutlak ve nisbi red sebeplerine ilişkin sınırlar geçerlidir. İlaç markasının uzmanlar –eczacılar ve doktorlar- tarafından ürünün içeriğine ilişkin özelliklerinin hatırlanmasının sağlanması için bilimsel bir ifadesi ve ilacın aktif elementini veya işleyişini hatırlatan unsurlar içermesi gerekir. Bir ilaç markasının tüketici tarafından bir başka ilaç markası ile karıştırılmasını engelleyecek nitelikte olması gerekmektedir.  Sağlık Bakanlığı’nın ilaç isimleri konusundaki uygulamasında, ruhsat başvurusu yapılan bir ilacın piyasada ruhsatlı olarak bulunan bir ilaç isminden en az üç farklı harf içeren bir ismi olması gerekmektedir.

     2- İlaç Markası ve İlaç Patenti Arasındaki İlişki

    İlaç markası konusundaki ihtilaflar genellikle eş değer ilaç markaları ve orijinal ilaç markaları arasında doğmaktadır. Eş değer ilaç üreticileri ürünlerini genellikle , eczane raflarında yan yana duracağı orijinal ürünle benzer şekil, renk, isim gibi işaretlerle pazarlamayı tercih etmektedir.

     Eşdeğer ilaçlar ve orijinal ilaçlar arasındaki rekabet orijinal ilacın patent süresinin dolması ile başlar. Patent süresinin dolması ile orijinal ilaç üreticileri ilaç markası olarak tescil ettirdikleri şekiller ile artık patent hakkı ile koruyamadıklarını, marka hakkı ile korumaya çalışabilirler. 556 Sayılı KHK’nın 40. maddesi gereğince marka hakkının koruma süresi on yıldır ve bu süre onar yıllık dönemler halinde sonsuz yenilenir. Patentte ise koruma süresi incelemeli patentlerde yirmi yıl, incelemesiz patentlerde ise yedi yıldır. Bu süre başvuru tarihinden itibaren hesaplanır ve uzatılamaz.

     İlacın yapımında kullanılan etkin madde marka olarak tescil edilememelidir. Ancak, bunları çağrıştıran sözcüklerin marka olarak tescilli mümkün olabilir. Öyle ki; ilaç hammaddesi adları  hiç kimsenin münhasıran kullanımına tahsis edilemeyeceğinden, bu hammaddeden hareketle yaratılan markalar zayıf markayı teşkil ederler ve itibarla ilaç sanayinde farklı imalatçıların ürettiği ilaçlar benzer markalar taşırlar. Dolayısıyla, bu alanda küçük farklılıklarla yetinmek ve benzer tertip ve etkilere sahip ilaçlar arasında belli bir karışıklık tehlikesini normal karşılamak gerekmektedir.

                 

     

     

    KAYNAKÇA

    1-  Dr. Ayşegül Sezgin Huysal, Marmara Üniversitesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı, İlaç Patenti, İstanbul 2010

    2- Prof. Dr. Hamdi Yasaman, Marka Hukuku İle İlgili Makaleler , Hukuki Mütalaalar, Bilirkişi Raporları II ,İstanbul 2005

    3- TEKİNALP Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2005, s.344
     

    4- ÖZTEK Selçuk , İlaç Markaları ve OHIM Kararları, İlaç Hukuku, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi I. Sağlık Hukuku Sempozyumu 08-09 Mayıs 2009

  • Madrid Protokülüne Göre Uluslararası Marka Tescili

     

    MADRİD PROTOKÜLÜNE GÖRE ULUSLAR ARASI MARKA TESCİLİ

    TEMEL ÖZELLİKLERİ VE AVANTAJLARI

     

    Tescilli marka, tüm diğer sınai mülkiyet haklarında olduğu gibi tescil edildiği ülkenin sınırları içerisinde korunmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de yapılan marka başvurusu sadece Türkiye sınırları içerisinde geçerlidir. Yurtdışında koruma sağlanmak istenirse bireysel yada toplu marka başvuruları mevcuttur. Topluluk başvuruları ise, birliklerin üye olduğu merkez ofislere yapılmaktadır.

    Madrid Protokolü markaların İsviçre’nin Cenova kentinde kurulmuş olan World Intellectual Property Organization (WIPO) nezdinde yapılan tek bir başvuru ile tek bir dil ve tek bir para kullanılarak, Protokole taraf ülkelerde birden fazla ülkede markanın uluslar arası tescilini ve marka tescil edildikten sonra yapılacak olan değişikliklerin de tek bir basit işlem aracılığıyla Uluslar arası Sicile kaydedilmesini sağlamaktadır.

    Madrid Protokolü’ne göre yapılan uluslar arası marka başvuruları, menşe ülkedeki başvuru yada tescillere dayanır ve uluslar arası marka tescili 5 yıl süreyle yerel başvuru yada tescile bağımlı kalır. Uluslar arası tescil tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin bitiminden sonra, uluslar arası marka yerel başvuru yada tescilden itibaren bağımsız hale gelir.

    Marka, menşe ofis tarafından tescil edildikten veya tescil için başvurusu yapıldıktan sonra, marka sahibinin korumanın sağlanmasını istediği ülkelerin ofislerine ayrı ücret ödemek ve farklı dillerde başvuru formu doldurmak yerine tek bir ücret ödeyerek ve tek bir dilde tek bir form doldurarak belirlediği ülkelerde marka koruması sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Bunların dışında, marka sahibi korumanın istendiği taraf ofislerinden markanın tesciline ilişkin olumlu bir kararın gelmesini beklemek zorunda değildir; eğer uygun süre içerisinde (12 veya 18 ay) bir ofis tarafından herhangi bir red bildiriminde bulunulmaz ise markanın ilgili Akit Taraf ofislerince korunduğu anlaşılır. Uluslar arası tescil sonrası değişikliklerin tümü belirlenen taraflar için tek bir talep ve tek bir ücret ödenmesi yoluyla Uluslar arası sicile kaydedilir ve belirlenen taraf ofislerine bildirilir. Bunun dışında marka yenilemesi de belirlenen ülkeler için tek bir taleple sağlanır. Yenileme tek bir uluslar arası tescil belgesi için yapılır ve tek bir yenileme ücreti ödenerek, tescilli olduğu tüm ülkeleri kapsayacak şekilde yenilenir.

    Uluslar arası tescil için başvurusu (uluslar arası başvuru) Madrid Protokolü’ne taraf olan bir ülkede gerçek ve etkin sınai veya ticari bir kuruluşu olan veya o ülkede yerleşik olan veya o ülkenin tabiiyetinde olan bir gerçek veya tüzel kişi tarafından yapılabilir.

    Madrid Sistemi; kuruluş, yerleşiklik veya tabiiyet açısından Madrid Sistemi’nin bir üyesiyle gerekli bağlantıya sahip olmayan gerçek veya tüzel kişiler tarafından kullanılamaz. Madrid Birliği içerisinde olmayan bir ülkede, marka koruması da sağlanamaz.

    Uluslar arası marka tescilinin sağlanabilmesi için öncelikle ilgili menşe ofiste, tescilli bir markanın veya bir marka tescil başvurusunun olması zorunludur.

    Uluslar arası marka başvurusu Uluslar arası Büro’ya menşe ofis aracılığıyla yapılmalıdır. Başvuru sahibi tarafından Uluslar arası Büro’ya doğrudan yapılan başvuru usulüne uygun olarak yapılmamış kabul edilerek, başvuru sahibine iade edilir.

    Uluslar arası başvurunun; daha önce menşe ofiste tescilli bulunan markada veya esas başvuruda yer alan marka örneğiyle, mal ve hizmet listesiyle ve uluslar arası sınıflandırmayla aynı olması zorunludur. Başvuru sahibi uluslar arası başvuruda yer alan mal ve hizmet listesinin kapsamını daraltabilir ancak genişletme yapamaz.

    Uluslar arası başvuruda marka tescilinin istendiği ülkeler belirtilmelidir. Protokol’e taraf olan taraf ofisinin menşe ofis olduğu durumda, sadece Protokol’e veya hem Anlaşma’ya hem de Protokol’e (sadece Anlaşma’ya değil) taraf olan Akit Taraflar belirlenebilir.

    Madrid Protokolüne göre uluslar arası marka başvurusunun avantajları kısaca aşağıda belirtilen şekilde sıralanabilir;

    1-Uluslar arası marka başvurularında tek bir kullanılması,

    2-Uluslar arası marka başvurularında tek bir para biriminin kullanılması,

    3-Uluslar arası marka başvurularında tek bir form doldurularak belirlenen ülkelerde marka tescilinin sağlanması,

    4-Uluslar arası markanın tesciline ilişkin olumlu bir kararın gelmesini bekleme zorunluluğunun olmaması,

    5-Uluslar arası marka tescili sonrası değişikliklerin tek bir talep ve tek bir ücretle sicile kaydının sağlanması,

    6-Uluslar arası marka tescil belgesinin yenilenmesi tescili kapsayan tüm ülkeler için tek bir taleple gerçekleştirilebilmektedir.

                                                                                                                                                                                     Başalan Patent Ltd.Şti.

     

    Kaynaklar:

    -Türk Patent Enstitüsü ‘’Madrid Protokolü Çerçevesinde Markaların Uluslar arası tescili ile ilgili Prosedürün Uygulanmasına ilişkin temel bilgiler’’

    -basalanpatent.com.tr

Hakkımızda

Başalan Patent & Trade Mark Sınai Mülkiyet Hizmetleri Müşavirlik Limited Şirketi, Ahmet Başalan ve Feriha Başalan tarafından kurulmuş olup, fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması ile Türkiye'de ve tüm dünya ülkelerinde marka, patent,faydalı model ve endüstriyel tasarım haklarının tescilinde kişi ve kuruluşlara ISO 9001:2008 kalite güvence sistemine sahip kurum olarak resmi marka ve patent vekili sıfatıyla danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Adres

Giz 2000 Plaza, Ayazağa yolu,
No:7 Kat:12 34398 Maslak
İSTANBUL /TÜRKİYE
Telefon:+90(0212) 290 62 72
Fax:+90 (0212) 290 62 70 - 290 62 82
E-Mail:info@basalanpatent.com.tr
Web:www.basalanpatent.com.tr

Haberdar ol!